Üç bahtiyar arkadaş evvelki devirde yani Müslümanlıktan evvel, bir yolculuğa çıkmışlar. Bazılarına göre, avlanmak üzere çıkmışlar. Fakat hava bozulmuş, karanlık basmış, şiddetli yağmur yağmaya başlamış, zavallılar şaşırmışlar. Her nasılsa orada buldukları bir mağaraya sığınmışlar. Fakat olacak ya, yağmurların tesiriyle yukarıdan kopan bir kaya parçası gelip bunların sığındıkları mağaranın ağzına düşüp içerdekilerin artık dışarıya çıkıp kurtulmalarına imkân kalmamış. Her ne kadar uğraştı iseler de bir türlü kayayı kımıldatamamışlar. Artık ümitleri kesilmiş. Allah Teàlâ’ya yalvarmaktan başka çâre bulamamışlar. Öyle ise yapmış olduğumuz sâlih amellerimizi vesile ederek Allah Teàlâ’ya yalvaralım, demişler. Zira başka türlü kurtulmamıza imkân yok diye karara varmışlar. İçlerinden birisi demiş ki: —Ya Rab! Benim gayet ihtiyar bir anam ve babam vardı. Ben bunların akşam sütlerini içirmeden kimseye bir şey vermezdim. Bir taraftan çocuklar ayaklarımın arasından “Baba, baba sütümüzü ver!” diye bağrışıyorlardı. Halbuki, ben de nasılsa biraz geç kalmıştım. Babamlar da uyuya kalmışlar. Ben onları uyandırmaya bir türlü cesaret edemedim. Tâ sabaha kadar ve onlar uyanıncaya kadar ayakta bekledim. Nihayet uyandılar ben de sütlerini verdim. Onları doyurdum ve memnun ettim. Ya Rab, eğer benim bu hareketimi dergâhında kabul buyurdu isen ki bunu ben senin rızan için yaptım; buradan bize bir çıkış, kurtuluş ihsan eyle, diye Hakk’a iltica ettiğinde o koca kaya biraz kımıldayıp bir delik açılmış.
|